Birliktelik kavramı çoğu zaman subjektif biçimde değerlendiriliyor gibime geliyor. Aynı fikirde olan kişiler mi birliktir, yoksa farklı düşüncelere rağmen ortak bir hedef için birlikte hareket edebilenler mi? Bu paradoksun içinde birliktelik olgusu kavramsal olarak dallanır; kimi zaman müşterek olur, kimi zaman ahbap, kanka, bro ya da paydaş diye adlandırılır ve bu liste uzayıp gider. Ancak tüm bu adlandırmaların ötesinde, birliğin biçimini belirleyen asıl unsur, kavramın bireyin zihninde nasıl kurulduğudur; çünkü sen birliği nasıl öğrendiysen, onu öyle üretirsin. Konfor alanı mesiresi yazımda bu gelişim sürecini anlatmaya çalışıyorum. Oradan özetle devam edeyim. Dilersiniz sonra bakarsınız.
Aynı düşünce grubunda birlik arayan topluluklar, kendi aralarında ortak haklılıklarını ve dertlerini tekrar tekrar paylaşmaktan zamanı verimli kullanamazlar. Aynı sözleri tekrarladıkça birliğin güçleneceğine inanırlar; ancak bu tekrar, grubun kendi içindeki azınlıklara kulak vermeyi engeller. Buna karşılık, farklı düşüncelerle birliktelik kurabilen gruplar sorunu çözebilmek için uzlaşmaya, karşıdakini anlamaya ve ortak bir yol bulmaya çaba gösterir. Barış içinde olmanın kazanmaktan daha değerli olduğu bilincine ulaşıldığında ise, “haklı olma” arzusu yerini ikna etmeye ya da ikna olmaya bırakır. Sessiz kalmak ikna olmak değildir; aksine benzer fikir gruplarında “bildiğini okuma” eğiliminin kanserojen bir biçimde yayılmasına alan açar. Oysa farklı fikir gruplarında bu mekanizma işlemez; bireyin kendiyle çelişmekten korkması bile barınamaz.
Sürekli değişim içinde olan hayatın adaptasyonu, ancak farklı fikirlerin bir araya gelebildiği noktada grubun özünde belirmeye başlar. İlk bakışta yorucu görünen bu süreç, aslında mevcut koşullarda en sağlıklı tutumun gelişmesini destekler. İçeride yaşanan bu pratikler sayesinde ilerleme mümkün hale gelirken, benzer fikir gruplarında “pürüz çıkmasın” diye tolere edilen konular, tünelin ucunda ışık görünmeye başladığında kusurlu egolara dönüşür; işte bu dönüşüm, söz konusu kanserojen yapıların en derininde saklıdır.
Bugün bireysel hayatta, iş yerlerinde, topluluklarda, ortak alanda, ülkelerde ve hatta dünyada yaşadığımız her durum, “iyi ya da kötü” bir tür birliktelik düzeninin sonucudur. Bir yapıyı ayakta tutan ya da sorun yaratan, o yapının kurduğu iç dengedir. Önceden denenen şeyler bugüne kadar başarılı olamadıysa bunun nedeni karşı taraftaki insanların suçu değil, içeride bir şeylerin doğru kurgulanmamasından kaynaklıdır.
Ağaç yaşayabilmek için eğilir bükülür, boy atar gerekirse bazı dallarını kurutur.
Taş ise koca dağ bile olsa zamanla çatlar, ufalanır dağılır ve kumsalda kum taneleri olur.
Kalın sağlıcakla

Leave a comment