Konuşurken, düşünürken mantıklı gelen Boykot, karar verip eyleme geçme sürecinde neden geriyor bizleri?

Boykotu mantıksal çerçevede daha anlaşılır hale getirmek için gündelik ve duyuşsal olarak ilişkilendirip sonrasında neye, neden boykot yapılırı kendi bakış açımdan sizlere aktaracağım.
Arz ve talep arasına konumlanan boykotu kişiler arasındaki ilişkide trip atmaya benzetebiliriz. Düşünün bir arkadaşınız hoşunuza gitmeyen bir davranışta bulundu. Ona ilk ne yaparsınız trip atarsınız. Onunla konuşmazsınız, yüzünüzü somurtursunuz, laf sokarsınız, arkadaşlarınıza onu kötülersiniz. Tribe uğrayan kişi olayı fark eder ve sizinle olan ilişkinizi önemserse tribinizi alır. Ya kendine çeki düzen verir, ya da sizi bir şekilde ikna etme yoluna girer. Böylelikle ilişkiniz ikinci bir vukaata kadar “huzur içinde” devam eder.
Şimdi gelelim duyuşsal boyuta. Tıpkı aşk ve nefret gibi boykot ve satın alma kararı benzer mantıksal çatının farklı eksenlerdeki ucu gibidir. O sebepten boykot kararını anlamak için her gün biliçli veya bilinçsiz yaptığımız satınalma kararı incelenebilir.
Endüstri devrimi sonrası belirginleşen, küreselleşme sonrasında keskinleşen ve günümüz sanal pazaryerleri ile arapsaçına dönen ticari ilişkiler; hareket etmek ve maddeye şekil vermek için olan varlığımızı bize unutturup sadece satın aldığımız zaman mutlu olabileceğimiz inancını bize aşılamıştır. Oysa ki bu oyunda mutluluk sadece ilk ısırıkta veya ambalajı açtığın o anda gerçekleşir. Sonra o mutluluk düşer ve yük olarak aldıklarımızla birlikte yanımıza kalır. Tabi aldığımız şey ile üretim sürecine devam edersek mutluluk seviyemiz yine yükselir. Örnek vermek gerekirse bir gaz ile alınıp odanın köşesinde duran bisiklet bir yüktür. Ulaşım için yapılan her sürüş ise sonsuz mutluluk.
Boykot bizleri bu ilizyondan kurtaracak bir fırsat aslında ama gel bunu “sabah kahve içmeden uyanamıyorum” diyen zihinlere anlat.
Peki neden böyle olduk?
Çok eskilerde ilkokul çağında verilen mantık dersi önce ileri yaşlara ötelendi sonra Felsefe dersi ile birleştirildi ve en sonunda da seçmeli olarak gömüldü de ondan.
Eğer “Yaw ne alakası var” diyorsanız mantık dersi almadığınız ortaya çıkar. Tepeden bakıldığında 1 ve 0’ın ilişkisi gibi gözüken ders aslında bizler için neyin önemli neyin zaman kaybı olduğunu anlamamızı sağlar. Olayları bütünü gören ilişkilerle çözmemize yardım eder. Dünyada sadece bizim olmadığımız, başka doğruların da olduğunu öğretir. Dersi ne kadar erken yaşta alırsak belli bir kalıba girmemiş zihinlerle daha geniş bir algıya sahip olurken ilerleyen yaşlarda alındığında sorgusuz kabullerimiz artar.
Şimdi gelelim kendi “mantığımca” boykot ölçütüme. Öncelikli olarak şundan bahsedeyim küreselleşmenin ardından günümüze gelinen süreçte firmalar nezdinde kimin eli kimin cebinde tam olarak belli değil. O sebepten herkesin kararı ardında “acaba”ları barındıracaktır. İnternette paylaşılan bu çalışma bakış açısı kazanmak içim iyi bir başlangıç olabilir. “İçindeki bilginin doğruluğuna kefil değilim ama çalışmanın kalitesi kendini belli ediyor.” diyeyim. Bu durumu doktorun kangren olmuş parmaklara müdahaleyi bilekten yapma kararı vermesi gibi değerlendirebilirsiniz.
Döviz kurlarının ve yaşam koşullarının eksponansiyel olarak arttığı ve zorlandığı zamanlarda, en yüksek kira bedelli yerlerde mantar gibi türeyebilen her firma boykot için potansiyeldir. Hele o firma Türk markası olma imajını ingilizce bir isim ve İtalyan işi bir icatla yapma hedefi içimdeyse önünden bile geçmeme gerek yoktur çünkü ortada maalesef özgün bir değer oluşmamaktadır.
En yeni, en son modellerin hepsi benden boykotu görür.
Biz yenisini yapana kadar en iyisi bu diyen egolar da.
Biz sizin için en iyisini düşünürüz. Siz arkanıza yaslanın biz halledelim diyenler de.
Çevre ve çalışan politikası olmayan veya açıklamaları beylik laflarla yapan kurumlar da.
Şimdilik kalın sağlıcakla.
Leave a comment