Arda perküsyondayken, Nilgün ile geçirdiğimiz zamanı çok seviyorum. Konuşuyoruz işten, güçten, hayattan o kısa zamanda. İyi geliyor bize. Biz iyi oldukça daha rahat yürünüyor yollar. Dersin bitimine doğru velilerin beklediği odada da müziğin pozitif etkisi fark ediliyordu. Her seferinde velilerin kendi içlerine dönük oturum biçimi bu sefer yüzleri birbirine bakan hal almıştı. Hal böyle olunca ortak konuşulan konulara biz de dahil olduk. O da iyi geldi. Kendisini farklı formlarda gösteren iş görmezlik hallerinin nedeninin irdelemek ilgimizi çekmişti. Hayatın farklı alanlarında iş yürüten bireylerin, aile olarak, birlikte olmak yolcuklarında, çocuklarını daha iyi bir geleceğe hazırlama gayesi oluşturmuştu o yuvarlak masayı. Sonra dersliğin kapısı açıldı ve dağıldık.
Dersten sonra hemen alttaki markete giriyoruz. Rutin’in bir parçası. Hem yemek çekleri geçiyor, hem de ürünleri taze ve çeşitli. Hal böyle olunca bizim gibi haftalık alış verişlerini yapan müşteriler de çok oluyor. Marketin jeopolitik konumu gereği raflar, kasalar düzensiz. Kasa sıraları da bu düzensizlikten nasibini alıyor. Müşteriler görgülü ve saygılı olmasa rafların aralarına kılcallanan sıralarda ne kargaşalar olur. Sükunet kasalara yaklaştıkça azalıyor. Kasa bölgesi kasiyerler merkezinde tam bir mahşer yeri. Sırasında olduğumuz kasanın çalışanı aynı zamanda diğer kasaların teknik sorunlarıyla ilgilendiği için insan üstü bir performans göstermeye çalışıyor ve doğal olarak hatalar yapıyor. Bizim sıranın yavaş olmasının nedeni bir alışveriş arabasının tekrardan kasadan geçmesiymiş meğersem. Bunu sıra bize gelince öğrendik. 10-15 parçalık kısa alışverişimizde bizim kasıyeri başka müşteriler iki, kasıyerler tam üç sefer rahatsız edince konuşma gereği hissettim. “Acaba burada bir eleman daha mı olması gerekiyor?” – “Kusura bakmayın, neden diğer kasiyerler size durmadan soru soruyor ve aynı zamanda siz kasada çalışıyorsunuz?” – “Size daha fazla para veriyorlar mı?” Sorular ortamı biraz yatıştırdı. İşimiz bitti. Dışarıda fişi kontrol ederken iki sefer geçmiş ürün yüzünden tekrar geri döndük. O üründen bir tane daha aldık. Kısa kestik konuyu ve çıkarken tekrar sordum kasiyere, “Senin molan var mı?”
Olayın yüksekliği ile eve ama öncesinde 2 haftalık rutinin bir parçası balıkçıya gittik. balıkçının önündeki trafik Bangladeş kıvamında olduğu için gergin bir köşeye arabayı park ettim ve balıkçıya, karşı köşeye doğru yürüdüm. Nilgün ve Arda arabadaydı. Balık temizlenirken arabamızın biraz geriye gittiğini ve arkasına bakan iki, üç kişiden de Nilgün’ün geri geri giderken arkadaki arabaya çeki demirini dokundurduğunu fark ederek önce fırına sonrada arabanın yanına geldim. Olay Bangladeş’te olsa geçer giderdik ama burası Türkiye. Arabanın önünde iri yarı bir fırıncı, “Araba patronumun. Benlik bir durum yok. Kendisi ya tutanak tutun ya da vuran 3500TL versin dedi”. Parayı bu kadar net bir şekilde duyunca, aslında arabanın eski ve bakımsızlığını da görerek. “Tutanak tutalım, siz hazırlayın ben buradayım” dedim. Kısa kol, çorapsız ve terlikleriyle soğukta duran iri genç gitti tutanak hazırlamaya. Bende bir yandan telefonda kaportacımla konuşup arabanın etrafında gezerken arabanın sağ ön tarafımdaki başka vuruğu fark ettim. Hemen tutanağı yazan çocuğun yanına gittim ve arabanın sahibinim gelmesini istedim çünkü olay biraz karışık, sen de arada kalma kavga etmem gerekebilir dedim. Kavga etmek anlam olarak genci biraz tetiklemiş olsa gerek ki. Sakin bir şekilde elindeki tutanak kağıtlarını uygun bir yere koydu ve “kavga etmek istiyorsan ederiz sıkıntı yok” sözleriyle, aynı anda karşıma dikeldi. Burunlarımız arasındaki mesafe o kadar yaklaşmıştı ki ikimiz için de zaman ve mekan bükülmüştü. Hiç geri adım atmadan, yüksek perdeden konuştuk çevredekiler sanıyor ki biz kavga ediyoruz ama sadece konuşuyoruz. Hakkımı arıyorum deyince benzer inançlarını ayrı uygulayan iki farklı kişi olarak anlaştık. Beraber arabanın yanına gittik. Vuruğu görünce o da anladı konuyu. Fotoğrafı düzgün çekmek için bizim arabanın öne çekilmesini olaya karışanlardan erdemli bir şekilde istedi. Karşılıklı 5cm’lik yükselişimizde boşa konuşmamışız. Kanım bir daha ısındı çocuğa. Sonra tekrardan bir kaportacı telefon trafiği ve tamir parasının yarısı olan 3500 ile konuyu kapattık. Eve, balıklarımız ve soğumuş olan ramazan pidemizle geri döndük.
Kalın sağlıcakla.
Leave a comment