Gündelik hayat

Nilgün daha Ankara treni için uyanmadan sabah 05h00 gibi eve geldim. Hemen üstümü çıkarttım yattım. Kısa sürdü, 07h00 gibi Nilgün kalktı hazırlandı, son bir kez daha bana güldü ve gitti. Bu hafta sonu İstanbul’da yalnız olacaktım. Bir taraftan yapacak hiçbir şey yokmuş gibi gözüken diğer taraftan durdurak bilmeyen 2 gün vardı önümde.

Gitarımı bilerek ve isteyerek almamıştım geçen hafta. Ona yakınlaşmamızdan bu zamana kadar ilkkez bu seviyeye geldik. Özlemişim. Biraz tekrar, arada kahvaltı, hafiften gün planlamaları ve sonra biraz daha tekrar derken geçirdim öğleni. Yalnızlığımdan kaynaklı gece yapılacak iş belli. Amfili gitar çalmak ve mümkünse canlı müzik dinlemek. Buna ek, İstanbul’a erkenden gelmeme neden önceden planlı 2 aktivite var. Geri kalanlar günüme gün katabileceğim boşluklar. Evden geri yatmaya dönecek şekilde çıkmadan önce sokakta muhabbet için 1 saat ayırmıştım. Bir de kuzenleri ararken öğrendim ki teyzem fenalaşmış Siyami Ersekte yatıyormuş. Ona da 1,5 saat verince genel hatlarıyla aktiviteler sıraya girmiş oldu.

Apartmanın başında başladı muhabbet. İyiye giden akciğer kanseri komşumuz giriş basamaklarına oturmuş kızının gelmesini beklerken konuştuk havadan sudan. Sonra kafamı bir çevirdim yan dükkanın kepenkleri yarıya kadar açık (pek sık olmaz) hemen geçtim oraya. Bir kısım eşyasını eskiciye vermiş beni görünce, yorgun bir sesle, “geç kaldın’ dedi Atıl abi. İşte o zaman anladım komşuyla konuşurken eskici arabasında gözüme ilişen eski tip, güzel müzik sisteminin nedenini. Atıl abi kendisini hastanede yatan eşinin yanına arabayla götürmemi istedi. Tamam dedim. Eve döndüm aldım anahtarları. Gittim arabanın başına. Ne göreyim? Arka lastik patlamış. Haydaa. Değiştirmeye başlarken de arabanın bijon anahtarı kırılmasın mı. Meğersem kendisi 1 sefer lastik değiştirmek için tasarlanmış onu öğrendik. Atıl abiyi hastaneye taşıma işi iptal. Patlak lastiği değiştirme işi merhaba. Sağdan soldan bijon anahtarı ararken birden bir kompresör geldi yan komşudan hemencecik şişirdik tekeri hop oradan lastikleri aldığım arka sokaktaki lastikçiye. Annemin taze reyhanla yaptığı limonatanın 200ml kadarı kompresörcü komşuya, cebimdeki paranın 300 tl kadarı da lastikçiye. Lastik çiviyi resmen içine almış. Dört mevsim lastik olur öyle. Araba parkını da lastikçiye kitleyip koştum 1 saat ayırdığım asıl muhabbet planı sahiplerine.

Evin karşısındaki kollektifgiller, daha taze güzel bir iş çıkarttılar. Galata kulesinin aydınlatma elemanlarını bir güzel güncellediler. O kadar güzel oldu ki iş, tasarım aydınlandı. Hatta tasarımcısı, tasarımının ne kadar güzel olduğunu yeniden anlamış olmalı ki iyi niyetlerini farklı bir dilde iletmiş. Onunla uğraşılıyordu geldiğimde. Ayırdığım 1 saatten geri kalan sürede bu konu etrafında gezinip, sonraki aktiviteye yollandım. Teyzem iyi sıkıntı yok. Bodrum’un sıcak gecelerinin birinde kalbi sinyal vermiş. Sinyalin belirtisi İstanbul’da dışa vurmuş. Kalbine pil takacaklar mı? Takmayacaklar mı? Onu anlamak için misafir etmişler kendisini. Odanın manzarası güzel. Şanslı kadın. Onun sayesinde kuzen, büyükabi ve yengeyi de gördüm iyi oldu. Eski günleri kısa bir süre hatırlamak kötü bişey değil sonuçta. Hem kuzenle de konuşacağım konular vardı yüz yüze daha iyi oldu. Artık eve dönüp; anca yatmak için döneceğim çıkış için hazırlanma zaman dilimine girmiştim. Uzun zamandan beri sürmediğim için bisiklet lastiklerini şişirmek gerek ondan eminim.

Şişirdim lastikleri, atladım bisiklete uzadım yoğurtçu parkına bisikletçi kollektifgillerin yanına. Bugün, önceki yazınında nedenlerinden biri olan kritik bir konu, Critical Mass sürüşü vardı. İşin heyecanlı tarafı bu ortak sürüşün sonu başka bir ortaklaşmanın başlarına varacaktı ve daha ortak sürüşün başlaması için zaman vardı. Uzun zamandan beri bisiklet sürmediğim için kendimce, sahilde, kısa, tıntın bir sürüşe başladım. Eğer vakit yetseydi diğer kuzene uğrayacaktım ama buluşma Göztepe parkında saat 19h00’da ve Maltepe bu işe uzak. Caddebostan plajlarının açılması çok iyi oldu. Belediyenin uygun bütçeli büfeleri de şahane. Rağbette görüyor ki karışık tost birinde bitmiş öteki sahile gitmem gerekti. Bir karışık tost, bir soğuk kahve, biraz gölge, çokça geçen insan izlemeli geç öğle yemeğimi yedikten sonra bastım pedallara, bisikletli kollektifgilleri CM sürüşünün yolda yakalamaya.

Varılacak nokta belirli ve saatli olduğu için sürüşümüzü uzatmadık. Işıklarda durunca bisiklete olan sevdamızı haykırmaca, bisikletleri omuz üzerinde taşımaca, ışıklara geri saymaca ve pedallayarak bir araba gibi “tek ve hür” sürmece. Boğa’ya geldiğimizde hiç birşey olmadıysa da sahilde bişeyler olduğu belliydi. Sanki eski 23 Nisanlar bizler de bişeyin korteji gibi iniyoruz aşağı. Hangimiz önde gidecek onun heyecanını yaşarken arkalarına bir arkadaş yardırdı ve laps alana indik. Alan kalabalık, kitle vermediği canı alma hevesinde olan “hizmetkarlarımıza” sinirlenmiş ki toplanmış. Toplanabildilleri için de coşkulular. Bizim coşkumuza da coşku kattılar. Tek sıkıntı bisikletimizi koyacak yerdi. Alana daha çok insan yığılmasın diye park edilmiş servis arabalarının yanına, arasına koyalım dedik. Üniformalı görevliler içinde ne olduğunu bilemeyiz diyerek bisikletleri şeridini içine almadılar. Oysa ki çıplak bişey bisiklet. Şeffaf. Arkaya dolandık. Bisikletleri bir ağaca dayadık. Birileri bisikletlerin yanında durdu. Diğerleri kaskları başında yardırdı alana. İşte tam orada ayrıldım arkadaşlardan. Ok gibi fırladım. Gözlerim arkadaşların yaptığı giyilebilir  köpek heykelini arıyor.

Gece için yapılacaklar listesinde olan canlı müzik olayını hiç böyle düşünmemiştim. En son 11 yıl önce hep bir ağızdan seslerimizle canlı müzik korosuna dahil olmuştum. Bu seferin konusu yine vermedikleri canları alma hevesinde olan “hizmetkarlarımıza” tepki. 11 yıl önce ağaçlardı şimdi ise sahipsiz sokak köpekleri. Kalabalık coşkulu ve tepkili konuşanlar da yerinde olunca topluluğun harmonisi çok yerindeydi. 1000’lerin zihninde aynı düşünce belirince ortamın da havası değişiyor. Kişi daha bir hafifliyor, sanki uyuyormuş gibi oluyor. Bisiklet nöbeti bittiğinin mesajı gelince kalabalığı yararak geri dönüşe geçtim. Bisikletleri aldık. Tam alandan çıkacağız. Tabi ki trafikten gideceğiz. Daha ilk seferinde bir araba arkadaşın arka lastiğine dokundurup. Hemen peşine, muavin koltuğunda oturan kadın camı açıp çemkirmez mi? Nasıll. Critical Mass zamanı olacak pas mı bu. Hemen bisiklete olan sevdamızın marşının ilk hecesi ile başladım ” arabadan iin” bekliyorum ki bizimkiler de başlasın slogana ama olmadı. Aksine küçük atışma yaşadığımız arabanın şoförü arabadan inmeye çalışırken hemen üniformalı arkadaşlar “abi buna gerek var mıydı şimdi? diye diye yola indiler, şoförü arabaya bindirdiler. Bizde yolumuz koyulduk sonrada dağıldık. Şimdi sıra amfili gitar çalmaya.

Normalde gün bitişe geçmiş gibi gözükürken gelen mesajlar ile rota yeniden oluşturuldu. 2 iş arkadaşım Kadıköy’de olduğunu söyledi biz de Şaman’la kısa bişeyler çalıp çıktık birlikte dışarıya. Merve sağolsun bira almış içtik beraber. Sonra Kadir geldi peşine. Konular hafiften derinleşti. Sürekli Şaman’ın arkadaşlarının olduğu banklarda şimdi benim arkadaşlarım vardı. İşte hayat. Merve erkenden ayrıldı. Kadir’le birlikte yemek yemeye gittik. Oradan Kadir de ayrıldı. Sonra Şaman’ın uykusu gelene kadar çalmaya devam. Şaman’dan çıkınca, bugün pil bitene kadar devam fikriyle Kadıköy’e yönlendim. İyi de oldu. Kadıköy sahilde kalabalığı coşturan konuşmayı yapan arkadaşımı gördüm ve ona konuşma videolarını paylaştım. Oradan giyilebilir hayvan heykellerini yapanları gördüm biraz da onlarla gezindik, bira içtik.

Günün en ilginç karakteri en son ortaya çıktı. Kendisini gün içinde koştururken bir kafede gördüğümü; arkadaşlarla beraber oturabilmek için orta bankta uyuyan kişiyi bir yana aktardıktan sonra boş olmasını umduğumuz bankta oturur görünce hatırladım. Sırf o anın değerine vakit geçirdik beraber. Önce hep beraber müzikler dinledik, ritimler tuttuk ve karşıda bize ses bombalarını bir şarkı için bile vermeyen 2-3 kişinin kendi müziklerindeki danslarını izledik. Sonra arkadaşlar gitti biz de baş başa kaldık. Konuştuk havadan sudan. Son biralarımızı almak için çok uzun yollar yürüdük. Eve yaklaştığımız için sıkıntı yoktu. Sonra küçükken İstanbul oyunları yaşandı. Has Adanalı 2 gence salça olduk. Gün ağarmıştı artık sıkıntı yok. Onca koşturmacanın sonunda artık telefonuma bir bakayım dedim. Denizden mesajı gördüm. (Kendisiyle yeni günde cadde bostan yüzmesi buluşmamız vardı.) Ve pil bitti.

Serzenişimi yerinde buldu ki günün son gizemli arkadaş, istemeyerek saldı beni. At hızında eve gittim. Telefonu şarja, suyu ısıtıcıya koydum, kahve demledim. Telefonu açtım. Deniz’i aradım. Koşuyormuş. “Pilim bitti biraz şarj olsun gelirim” dedim. Saat 06h45 gibi yattım. Sızmışım. Uyandığımda saat öğlen olmuştu. Neyse ki önümde dünü değerlendirecek 1 gün kalmıştı.

Leave a comment