2023 şubatında sallantının bir parçası İskenderun

Depremin olduğu gece sabahı, bir grup iyi niyetli insanın ortak kararıyla yola çıktık. Hazırlanmama üç saat kala, bu günün eve dönene kadar hiç bitmeyeceğini hissettim. Hiç bilmediğim bir durumla karşılaşacaktım. Uykusuz ve yorgun olacaktım, ölü bedenler görecektim. 15 yıl boyunca kendimi adayarak eğitim aldığım bir konunun ilk pratik tecrübesine şahit olacağım için korkmuş değil, büyük heyecan duyuyordum. Sadece üzerimde bir gerginlik vardı. 

Fotoğraf : Cilesun

Teknik ekipman yetersizliğimiz, lojistik kısıtlarımız ve güvenliğimiz açısından İskenderun’da faaliyet gösterecektik. Öncü 2 grup alana ulaşmış ve arama kurtarma faaliyetlerine başlamışlardı bile. Şehir, limandaki 3 gün sürecek siyah dumanla bizi karşılamıştı.

Internet, ilk günden son güne kadar gücünü arttırarak vardı. Durum operasyon halinde rahat iletişim kurmamıza destek olurken, aynı zamanda aynı enkaza 6. sefer gönderilen ekip olmamıza da neden olabiliyordu. Afet halinde iletişimin sekteye uğrar bilgisi geçerli değildi burada. Telekomünikasyon şirketleri hazırlıklarını önceden yapmışlardı anlaşılan. Tabi bu hazırlıklılık durumunu olayların geneli için söyleyemem. Her ne kadar internet çekse de, yıkılan binalardan kaynaklı oluşan trafik akışı güncellenmediği için alandaki öncü ekibe uzun bir süre ulaşamadık. Yol boyu önümüz geçilmez sokaklarla engelleniyordu. 

Ekiple buluştuk. Birbirimizi uzun zamandan beri görmediğimiz için biraz birbirimizle vakit geçirip, “keşke karşılaşmak için böyle bir neden olmasaydı” diyerek şakalaştıktan sonra erken gelenler bize bölgeyi anladıkları kadarıyla anlattılar. İlk gittiğimiz yer düşük gelir seviyeli halkın yaşadığı bir bölgeydi binalardaki yıkım oranı, İskenderun’un genelinde olduğu gibi çok ve yoğun değil seyrek seviyedeydi. Hatta normal zamanda merdivenlerini çıkarken korkacağın 2-3 katlı binaların sapasağlam kalmış olduğunu görmek bizleri şaşırttı. Uzun yıllar sadece tatbikatlarda kullandığım hassas ses dinleme aletini gerçek zamanda kullanmak hiç de kolay değilmiş. Tabi zorlaştırıcı tek neden ortam şartları değildi. Doğru kaynak oluşturulamadığı için ömrünü dolduran kabloların parçalanmaya başlaması gerek aletin kurulumunda gerekse dinleme yaptığımız sesin kalitesine negatif etkide bulunuyordu.  

Bölge düşük gelirli kesim bölgesi olduğu için arama kurtarma ve yardım dağıtım faaliyetleri yetersizdi. Biz daha oradayken gördüğümüz bütün zincir mağazalar yağmalanıyordu. Mağazadan çıkan kimileri kutu kutu mal alırken kimileri sanki parasıyla alışveriş yapar gibi sadece ihtiyacı kadarı market arabasına doldurmuş evine gidiyordu. Minibüsün içinden dışarıyı gözlemlerken; kırık camdan eğilerek , elinde market sepetiyle çıkan kişinin hiç birşey yokmuş gibi yürüyüşü çok şaşırtıcı geliyor.  Gece olduğunda da enkazın çevresinde ateşler yakılıyor ve sessiz gecenin bekleyişi başlıyordu. 

İçimizdeki ilk gün enerjisini faydalı olmak için harcama şevkimizden kaynaklı olarak, denizin şehrin içine çekildiği sokaklardan geçerek Afet koordinasyon merkezine geri dönüp 2. görev alanı talebinde bulunduk. Koordinasyon merkezinde bekleme süremiz biraz uzun oldu fakat ayak üstü birşeyler atıştırmamız için zamana ihtiyacımız vardı….

Elimizdeki teknik ses dinleme aleti adına bir alana yönlendirildik. 3 araç olarak bile kaybolmayı başararak gece gece 3 farklı bölgeye intikal ettik. 3 bölgeye de önceden arama kurtarma ekipleri gönderilmiş hatta enkazlardan anlaşıldığı üzere kepçeli arama çalışmaları da başlamış ve durdurulmuştu. En önemlisi bölgenin 100 mt çapında 10 üzeri kepçe çalışmaktaydı. Yani teknik ses dinleme imkansız. Enkaz ise o kadar kepçe mücadelesinden sonra içinde boşluk kalmayan bir kum yığını gibi duruyordu. Enkazda yıkılmayıp dik duran şey sadece 3 katlı asansör boşluğuydu. 

(fotoğraf aranıyor)

Bu gece yaşadığımız intikallerde transfer işlemini yapan polisin bizi enkazın bir sokak ötesinde salı vermesi de şaşırtıcı geliyordu. Gecenin son yerini Paç Meydanı olarak belirledik. Lojistik kısıtlardan ötürü getiremediğimiz Jeneratörün eksikliğini bir kez daha hissederek sadece yeni ekip arkadaşları ile enkazda pratik niteliğinde kısa bir çalışma yapıp ana toplanma alanına geri döndük. O gece arabalarda uyuduk.

Sabah koordinasyon alanındaki kargaşayı gözlemlemek için zaman ayırdım biraz. Bu esnada uyanan arkadaşlarla konuşarak günümüzü planlamaya başlamıştık. 20saatlik yolculuğu ve yarım günlük enkaz pratiği yorgunluğunu biraz olsun attıktan sonra yeni görevimiz için yola koyulmuştuk. Bu sefer sahil kesimi, yüksek gelirli insanların yaşadığı bir alana gittik. Önümüzde çok yüksek oturum alanına sahip yüksek katlı eski binanın tekil enkazı vardı. Binanın 4 köşesinde vinçler, önünde bir sürü kepçe, tepesinde 8 farklı arama kurtarma ekibinin olduğu bir bina. Zengin bir binaydı belli. Hal böyle olunca binada Can’ın değil malın arandığı bir bina halini almıştı. Bina üzerindeki bu tepeden aranan telefonların ağırlığıymış meğer. 

Bu enkaz alanında faydadan çok kalabalık ve ayak bağı olacağımıza kanaat getirdikten sonra yeni alan talebinde bulunduk. Önceden arama kurtarma ekiplerinin gönderildiği ve binaya müdahale edilemeyeceği kararının verildiği alana bir de biz yönlendirildik. Sonuç değişmedi. 12 kişilik bir teknik ekibin afet alanında yarım günlük zaman kaybı. Binanın ilk 2 katı deprem anında çökmüş ve diğer katlarıda yandaki binalara zarar verecek şekilde hareket ediyorlardı.

Afet bölgesindeki tam bir günlük zaman kaybı sonrasında önümüzdeki günlerde çalışacağımız ve kurtarmalar yapacağımız enkaza ulaşmıştık. Topluluğumuzdaki deneyimli abilerimiz teknik eksikliklerimizi kapatıp, yetkinliklerimizle katkıda bulunacağımız İSDEMİR ekibi ile birlikte çalışma ayarlamışlardı. Hidrolik kesici çok güzel bir alet ve güçlü bir jeneratör işleri çok kolaylaştırıyor. İnşaat işçisi gibi çalışıyorduk ama tersine. Parkeleri ve tozu toprağı temizledikten sonra kazmalarla kalın zemin marleylerini söküp, hiltiler ile kat döşemesini vinçin kadırabileceği ağırlıklara bölüp, demir makası ile demir bağlantıları kesiyoruz. Siz orada sanıyorsunuz ya biz üşüyoruz. Hayır biz yanıyoruz hem çalıştığımız için, hem olanlardan içimiz parçalandığı için hem de insanlara yardım etmek için. 

Kesintisiz çalıştığımız bu tekrarlı işler arasında beni en çok duraksatan molozlar arasından çıkarttığım eşyaları bir çöp gibi dışarı atmaktı. Her bir baza altındaki yorgan, çekmece içindeki tükenmez kalemler sanki evimin bir parçası gibi geliyordu elime. Atılması gerekiyordu sonuçta her şey enkazdı onlar da enkazın bir parçası. 

Gerçek alanda yaptığımız bu tecrübe içimi çok ferahlatıyordu. Olayları medyada görüp kendi kısıtlı bilgim ile hayal etmektense, alanda olup olanları yaşamak, gördüklerim acı ve zorlayıcı olsa da iyi geliyordu. Tecrübedir en nihayetinde. Anlayana her zaman bir şey öğretir. 

Bir binanın depremde nasıl yıkılacağı hakkında bir kesinlik yok mesela. Senin kaldığın bina dayanıklı olabilir fakat çapraz bir şekilde çökerek hızını kesmeden gelen yan binanın 6. kat döşemesi senin binanın 1 kat kolonlarına çarpınca senin binan da bir domino gibi ötekinin üzerine yığılabiliyor.    

Fotoğraf: Akif

Sebatla çalışınca ödülünü alıyor insan. Çalıştığımız enkazda 2 tane cansız bedeni çıkarttıktan sonra katı kontrollü bir şekilde kepçe ile bertaraf ettirirken oluşan sarsıntıyla uyanan enkazdaki canlı beden bize ses verdi. Tüm ekip ve yakınları için 3 saatlik çok gurur verici bir çalışma ortamı başlamıştı. Geliş gayemizi layıkıyla yerine getirmiştik, başka hiç kimseye zarar vermeden ve enkaz altındaki kişiyi tamamen koruyarak. Bu güzel anın molası sadece 10 dakikaydı. Sonra gerisin geri işe koyulduk. Daha planlıydık, her kişinin alanda tanımlı bir işi vardı. Bir makinanın dişlileri gibi çalışıp 12 saatlik vardiyamız bitiminde alanı diğer takıma teslim ettik. Güzel bir uykuyu hak etmiştik.

Sabah çadırdan kafamı çıkarttığımda liman üzerinden artık kara duman yükselmiyordu. Erken kalkan arkadaşlar karavanın önünde katlanır sandalyede oturmuş dün gece etrafında sohbet ediyorlardı. Uyandım, kalkıp küçük bir sabah atıştırması yaptıktan sonra bekledik. Akşam 5’e kadar bekledik. Araya yarım tekerlek kaşar geldi, onu yedik bekledik. 2 ekipte yeteri kadar dinlendi ve biz hala bekliyorduk. Neyse döndük dolandık koordinasyon bulutunda ve bir önceki enkaz alanına yeniden geldik. Bu sefer yanındaki binaya destek için. İyi ki de geldik et yedik. Uzun zamandan beri karbonhidrat beslenme tipine alternatif mangalda Akçaabat köfte ve ayran iyi geldi. Alandaki son çalışma vardiyamızda içinde bulunduğumuz halüsinatif ortamın daha da çok içine girmiştik. Enkazdan çıkarılan kızın “annemi tam bina yıkılmadan önce bana bakarken koridorun sonundan gördüm” ihbarı ile tam 8 saat oyalandık. Sonlara doğru kepçelerin, peygamber develeri gibi savaşına bile şahit olduk. Aradığımız kişi binanın uzak tarafında diğer ekip tarafından bulunmuştu. Enkaz altında günlerce kalanın gözlerinden neler geçmiştir o karanlıkta. 

Alandan ayrılma kararı o kadar da kolay bir şey değil ama hepimiz bunun sorgusuyla uyanmıştık. Kahvaltımızı Kırşehirli gönüllü arkadaşların günlerdir hazırladığı çorba ile açtık. Bu sefer çorba çok güzeldi çünkü mutfak konteyner’ı gelmiş onun içine yerleşmişlerdi. Yanımıza önceki gün telefonumuzu arama kurtarma birimine verdiğimiz ispanyol ordusundan 5 arkadaş geldi. Çeşit çeşit küpeli elemanlar. Kendilerine koordinasyon merkezinden hala görev vermediklerini, sıkıldıklarını, eğer uygun olursa bizlerle gelebileceklerini söylediler. 300 kişilik İspanyol ordusu ile çalışma fikri Bizi de heyecanlandırmadı değil ama artık arama kurtarma faaliyeti ve bölgede artan kargaşa değerlendirildiğinde alandan ayrılmanın vakti gelmişti. 

3 responses to “2023 şubatında sallantının bir parçası İskenderun”

  1. Alim Avcı Avatar
    Alim Avcı

    Akıcı bir üslûp, duru bir ifade.. Sözcüklere acının kokusu sinmeden, yüzümüzü bir rüzgar gibi yalayıp geçen bir iç öykü…Yüreğine sağlık…

    1. enginipci Avatar

      Çok güzel ifade etmişsin teşekkür ederim.

  2. Adem Dindoruk Avatar
    Adem Dindoruk

    Soluksuz okudum, her anını yaşadım resmen..Emeğinize, emeğine sağlık..

Leave a comment